|
|
Marie Claire Türkiye
ANASAYFA
EDİTÖRDEN HABERLER
MODA
GÜZELLİK
LİFE STYLE
SÖYLEşİ
YAşAM
YARIşMALAR
Video
BU AY DERGİDE
Dot, beşinci sezonuna prömiyeri gerçekleşmeden biletleri tükenen Alışveriş ve Sş oyunuyla başladı.
Marie Claire Aralık 2009

Sahnede farklı bir şeyler görmeyi, gördükleri üzerine düşünmeyi ve sonrasında kendileriyle yüzleşmeyi özleyenlerin adresi Dot, beşinci sezonuna prömiyeri gerçekleşmeden biletleri tükenen Alışveriş ve S***ş oyunuyla başladı. Şimdi yeni mekanı Dotmarsta'da Pornografi 'yi cesur seyircilerle paylaşmaya hazır. Dot' un yaratıcısı Murat Daltaban şehir efsanesine dönüşen Dot'u seçtikleri oyunları acı kahveye benzetiyor. Tadı damağınızda kalacak...

Live 8 Konserleri, G8 toplantıları, 2012 Olimpiyat şehri olarak Londra ve yine Londra'da üç metro istasyonu ve bir otobüse yapılan terör saldırıları... 2005 yılının temmuz ayında, aynı hafta içinde Londra'yı etkileyen dört temel gelişme üzerine yazılan Pornografi, Dotmarsta'nın yeni oyunu. Geçen yıl Dotbilsarda ile herkesi Tünel'e sürükleyen tiyatronun bu yıl yeni mekânı Dotmarsta.

Şehrin en işlek-trafiğe kapalı caddesi İstiklal'deki Mısır Apartmanı'nda Shooping and F***ing-Alışveriş ve S***ş kapalı gişe sahnelenirken, Pornografi de hazır. Sert, düşündürücü, kimi zaman şoke edici farklı oyunlarla tiyatroya küsenleri yeniden seyirci koltuklarına çeken Dot, yine yerinde duramıyor. Oyunun yönetmeni, Dot'un mimarı Murat Daltaban anlattı.

MARIE CLAIRE:
Pornografi oyununun Dot'la ilişkisi, sizin bu oyunla buluşma hikâyeniz nedir? Neden Pornografi?
MURAT DALTABAN: Pornografi, biçim olarak farklı bir yerde duruyor. Aslında son dönemlerde üzerine çalışılan bir tiyatro biçimi bu; monolog ve diyalogun iç içe geçmesi, hikaye anlatmanın tiyatroya ait tarafının gezindiği, dolandığı yerler... Tiyatronun sinemadan çok net olarak ayrıldığı bir nokta var; o da seyirciyle kurduğu direkt ilişki, o anı birlikte yaşıyor olmak. Yazarlar monolog üzerine çalışarak, tiyatroya ait daha dramatik olan hikâye anlatım biçimlerine yoğunlaşıyorlar.Sinemayla tiyatro karşılaştırılır ve bir şekilde sinemanın üstünlüğü gibi şeyler söylenir. Aslında biçim olarak ikisi de birbirinden çok farklı iki dal. Tam da o noktada aslında tiyatronun üstünlüklerini keşfettiği bir dönem.

M.C.: Aslında Londra'ya ait bir hikaye...
M.D.: Evet ilginç olan şey o. Aslında Londra hikâyesi olarak görünüyor ama hikayenin küresel kültürle çok ilişkisi var. Dünyaya ait bir hikâye. Oyun Almanya'da yapıldıktan sonra, üzerinden birkaç sene geçiyor. Birçok tiyatro yönetmeni İngiltere'de o teksti ne yapacağını bilememiş çünkü anlatım, biçim, seyirciyle ilişki kurma açısından riskli bir metin. İçerik olarak da sert. Bu yüzden İngiltere'de de yeni prömiyeri yapıldı.

M.C.: Oyunun adındaki 'pornografi', bizim ilk aklımıza gelen pornografi değil. Burada ne anlamda kullanılıyor pornografi?
M.D.: Pornografi kavram olarak şunu tarif ediyor; dolaysız olarak objenin gözlemciyle ilişki kurması. Araya hiçbir şey koymadan, sinematografik birtakım estetik kaygılar duymadan, en kısa yoldan anlatırsak cinsel organın izleyenle dolaysız ilişkide olması. Pornografi, izolasyonu, yabancılaşmayı içinde taşıyan bir kavram. Porno filmden yola çıkarak konuşursak, bir porno film genellikle bir kişi tarafından, izole bir ortamda seyredilir. Daha yalnızlaştırır izleyeni. Bu anlamda bireysel bir deneyimdir. Kısadır. Kurgusu her seferinde aynıdır; ön sevişme, sevişme ve boşalmadır. Kurgusu çok nettir. Estetik kaygıları yoktur, o noktada erotikten ayrılır. Sevişmeyi, tatmini gerçekmiş gibi gösterir ama gerçek değildir. Pornografinin yarattığı koşullar bu oyunda kendini gösteriyor. Metne baktığınız zaman bunları çözümleyip metnin derinliğini oradan hissediyorsunuz. Yoksa metin, monologlardan ve iki tane diyalog sahneden oluşan çok atraksiyonlu, çok yüksek heyecanlar yaratan bir metin değil. Ama bir süre sonra insanı içine alan ve atmosferinin sizi kolay kolay bırakmadığı bir oyun. Oyunun karakterleri de, izole olmuş, yalnızlaşmış, kalabalık içinde tek başına kimliklerini konumlandırmış kişiler. İkili ilişkilerde problemleri var, ikili ilişkilere dahi tahammülleri yok. Başka katmanda pornografik olan, bu karakterlerin küresel kültürü, yapıyı ilgilendiren dört büyük operasyonun hep kıyısından geçiyor olmaları. Yakınlaşmıyorlar, yakınlaşmamayı tercih ediyorlar. O açıdan da karakterlerin kendi pornografik olan noktaları var. İnsanlara, değerlere, etrafındaki olaylara duyarsız olmalarından kaynaklanan bir başka yapı var oyunun içinde.

DOT'ÇU OLMAK
M.C.: Dot'un başarısını neye bağlıyorsunuz? Alışveriş ve S***ş'in biletleri satışa çıkmadan bitmiş. Şimdi sırada Pornografi var.
M.D.:
Ben şuna inanıyorum; bizim jenerasyonun 90'lar ve 2000'lerin ilk on senesinde paylaştığımız mekanlar, tatlar, kokular, sanat, her neyse aşağı yukarı hep aynı oldu ama hep bir boşluk vardı. Özellikle tiyatro alanında bir boşluk vardı. 'Şu film benim filmim, şu müzik benim müziğim, şu kitap benim kitabım' dediğiniz noktada, 'Şu oyun benim oyunum' diyeceğiniz bir oyun, tiyatro alanı yoktu. Kendim ve arkadaşlarım için hep birlikte bunu yaratmaya uğraştık. O süreç içerisinde seyirci de 'Bu tiyatro benim tiyatrom' demeye yöneldi. Şehirde yaşayan biri olarak tiyatronun o güçlü alanını bir sürü tiyatronun dolduramadığını düşünüyordum ve hissediyordum. Aynı histe olanlar, o alanın, o boşluğun yerine Dot'u koydular. Ve onun için de heyecan duyuyorlar. Beşinci sezona giriyoruz ve biz bu son dört sezon boyunca yalnız değildik. Yanımızda seyirci ve basın da olmak üzere aynı jenerasyondan hareket eden bir grup vardı. Geçen sene Bilsar'a gittiğimizde bizi takip etti, bu sene buraya geldiğimizde bizi takip etti. Ve bizim hızımıza yetişmeye çalışıyor, bizim hızımızdan hoşlanıyor çünkü. Sürekli üretmek, sürekli yeni bir proje, yeni bir operasyon yaratmakla uğraşıyoruz. Belki de hayatın ritmiyle ilgili. Durduğum zaman ben gerginlik yaşamaya, sağlıklı olmayabilir ama sinirlenmeye başlıyorum. Zannediyorum hayatın içinde bu ritmi ayak uyduracak bir tiyatroya ihtiyaç vardı. Onun için de bildiğimiz tiyatro yapısının dışında bir tiyatro yapısı o boşluğu doldurabildi.

M.C.: Mobil olma isteği nereden kaynaklanıyor?
M.D.: O hareket etme arzusundan. Çıkmak, kendi yarattığın çerçevenin de dışına çıkma arzusu. Öyle rahatlıyorum, rahatlayabiliyoruz. Motivasyonum o. Arkada bırakıp yenisiyle uğraşmak. Ben bugün, şu anı yaşarken bile gelecekte yaşayan biriyim. Şu anda benim için Pornografi yürüyor, ama ben seneye ne yapacağımı bulmaya çalışıyorum. Belki de çok büyük bir kayıp yaşıyorum, şimdiyi yaşayamıyorum. Alışveriş ve S***ş çıktı ama şu an onun neşesini ve dinginliğini yaşayamıyorum. İlerisiyle ilgileniyorum. O yüzden yer değiştirme ihtiyacım var zihin ve ruh olarak. O yüzden Mısır apartmanının dışına çıkmak zorundaydım. Bu dinamik seyirciyi de hareketlendiriyor. Yerleşik olmak demek, bir yere tutunmak, yapışmak demek değil. Yerleşik olmak, bence sürekliliği sağlamak anlamına geliyor. Zaman içerisinde yerleşik olabilmek lazım. Mekân içerisinde yerleşik olmak bir süre sonra monoton ve işlemez bir dinamiğe dönüşüyor. Bu arada mekânı sürekli değiştirmek ve aramak iyi geliyor, proje de aslında mekânla birlikte oluşuyor benim kafamda. Mısır apartmanına girdiğiniz zaman mekânın motivasyonlarıyla bir yere gidiyoruz. Dotmars'ta da buranın motivasyonlarıyla bir yere ulaşıyorum. Hareketli ama mekândan bağımsız değil ürettiğim projeler.

M.C.: Dot oyuncusu olmak isteyen çok oyuncu var. Seçmelere kaç kişi katılıyor?
M.D.: Beş yüz kişi civarında seçmelere girenler oluyor; iki senedir öyle.

M.C.: Oyuncular, takipçiler, seyircilerden oluşan ve kendilerini Dot'çu olarak tanımlayan insanlar var. Kimdir Dot'çu?

M.D.: Nasıl tarif edilir bilmiyorum. Dot'çu olmayı kendisi tercih ediyor. Zorlamadım, zorlamak istemedim, proje kurtulsun diye kimseyi kandırmaya çalışmadım, tam aksine oyunculara da hep 'Burada mutluysan kal, mutlu değilsen zaman harcama, kariyerin için başka bir süreç yaşa' teklifini getirdim. Kimseye bir vaatte de bulunmadım. Seyirciyle de aynı şey yaşandı. Seviyorsanız, bu süreci bizimle birlikte geçirin. 'İşi iyi yapmaya çalışıyoruz, çıtayı yüksek tutuyoruz ama bu sizin tarzınız olmayabilir; sizin seçiminiz' duygusunu, önerisini getirdim hep. Onun için buradan haz alan kişi, Dot'çu dediğimiz kişi kendi seçimiyle burada olan kişi. Tiyatroyu sevecek, çalışmayı sevecek, günde en az sekiz saat çalışılıyor burada. Sekiz saat boyunca tiyatro konuşacak, sanat konuşacak. Bundan zevk alıyorsa kalıyor. Buradaki zamanın kıymetli olduğunu düşünen kişiler de herhalde Dot'çu denilen kişiler oluyor.

M.C.: Pornografi, Alışveriş ve S***ş cinselliği çağrıştıran oyun isimleri. Ticari bir seçim olduğu eleştirisini alıyor musunuz? Ne kadar cesursunuz ve seyircinin ne kadar cesur olmasını istiyorsunuz?
M.D.: Ticari bir tercih gibi görünebilir ama bu provokatif bir tercih aslında. Çünkü ticari olarak riskli bir şey. Ticari olmaya niyetlendiğiniz zaman bu kadar radikal kararlar almazsınız. Pornografi varken yanına Alışveriş ve S***ş oyununu; ya da Alışveriş ve S***ş'e karar vermişken ve o oyun zaten tek başına bu kadar iddialıyken, yanına bir de Pornografi koymazsınız ticari olarak. Bu bir provokasyon süreci. Seyirciyi hareketlendirmek, seyirciye birazcık 'Hadi artık alışkanlıklarınız dışında bir şey yapmayı tercih edin ve biraz başka şeylerle yüz yüze gelmek için cesur olun!' çağrısı gibi bir şey. Hepsi birbirine benzeyen, aynı cümleyi söyleyen ama aynı cümleyi söylemiyormuş gibi yapan reklamdan, sinema filminden, müzikten, kitaptan o kadar sıkıldım ki bu alan -cinsellik değil asıl bu alanın altyapısı- bana acı kahve gibi geliyor. İçmesi o kadar da kolay değil, ama çok kendine has bir lezzeti olan bir alan. Tadı damağınızda kalıyor ve o içtiğiniz kahve size hareket veriyor. Sizi yükseltiyor, hayata başka bir yerden ve daha canlı bakmanızı sağlıyor. Benim için önemli olan da sadece bu etkisi.

Galeri
 
 


Yorumlar
Siz de Yorumda Bulunun
Yorumda bulunabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir


"Ben bu işe aşığım" dediği günden bu yana tam 25 yıl geçti Uğurkan Erez'in...
Mercan Dede'yle "Zamansızlık" eseri hakkında söyleştik...
Emre Ergani, yaşam tarzı haline dönüşen mesleğini, gastronomiye olan ilgisini ve yurtdışındaki eğlence adreslerini Marie Claire'e anlattı.
Tasarımları bundan böyle Atelier 55 ile Türkiye'de de satışta!

"Kendimi en sade ve duru halimle görmek isterdim..."
Arama
Bu Ay Dergide
 
'Yaşayan En Seksi Kadın' seçilmek kolay olmasa gerek......
Marie Claire Video
 
Elie Saab Sonbahar/Kış 2010
Paris Moda Haftası - WireImage Video/Getty Images
Hemen İzle
ERDEM Sonbahar/Kış 2010
Chloe Sonbahar/Kış 2010
Editörden Haberler
 
İnsanlar karşılıksız iyilik yapmayı özledi......
 
MARIE CLAIRE DUYURULAR

Marie Claire Erkek Ekini Kaçırmayın!

Maskülen dünyada yeni trendler neler?

Ve Tanrı Erkeği Yarattı...

 

BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR
EN YENİ HABERLER
ANASAYFA
|
EDITÖRDEN HABERLER
|
MODA
|
GÜZELLIK
|
LIFE STYLE
|
SÖYLEŞI
|
YAŞAM
|
VIDEO
|
BU AY DERGIDE
|
GİZLİLİK
|
KULLANIM KOŞULLARI
|
BİZE ULAŞIN
|
KÜNYE
İlginizi Çekebilecek Diğer Dergilerimiz
|
|
|